Haber Medyaexpres
Haber Medyaexpres
GÜNCEL

3. Uluslararası İletişim Bilimleri Sempozyumu (ICOMS) Başladı

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) ve TÜBİTAK işbirliğiyle düzenlenen 3. Uluslararası İletişim Bilimleri Sempozyumu (ICOMS) başladı.

3. Uluslararası İletişim Bilimleri Sempozyumu (ICOMS) Başladı
Paylaş:

Sakarya Üniversitesi Kültür ve
Kongre Merkezi’nde düzenlenen Sempozyum saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın
okunması ile başladı. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Sakarya Üniversitesi
İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel şunları söyledi: “Sesimizi
sözümüzü en fazla yükseltmemiz gereken bir çağda yaşıyoruz. Herşey biz yaşarken
oluyor. Her şey bizim gözümüzün önünde oluyor. Herkes ‘boşuna doğadan bir vahiy
bekliyor. Oysa ki, bakın aksam herkesin kabul ettiği kadar aksamdır.’ Buna rağmen,
gözleri ve gönülleri körelmiş uluslararası kurumlar, ajanslar, liderler… gözümüzün
içine baka baka yalan söylüyorlar. Mazlumu zalim, bebekleri terörist gösterecek
kadar yalan söylüyorlar. Savaşın silahsız kuvvetlerini oluşturan medya ve uluslararası
ajanslar, ekranlarımıza kirli ve yalan haberleri insafsızca boca ediyorlar. Zihinlerimizi
o zalim ve hiçbir hukuk tanımayan terör devletine karşı yıkamak, o kanlı elleri
konvansiyonel ve yeni medyalarıyla temizlemek için cephedeki terör devleti
askerlerinden daha fazla gayret gösteriyorlar. Neyse ki, şükür ki hala uyanık olan
kişiler ve kurumlarımız var. Bebekler ölürken uyuyan dünyayı uyandırmak için tüm
varlığı ile mücadele veren bir kurum var. Terör devletinin yalanlarını bir bir çürüten ve
tüm dünyaya karşı gerçekleri gün gibi ortaya çıkaran Cumhurbaşkanlığı İletişim
Başkanlığı var. Hem kurumsal, hem de kişisel olarak hedef olmayı göze alarak,
küresel medya tekellerinin ve terör devletinin dezenformatik haberlerini çürütmeye
devam eden cesur yürekler var. Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi olarak
Uluslararası İletişim Bilimleri Sempozyumumuzun ana temasını Doğal Afetler ve
Dezenformasyon olarak belirledik. Özellikle afet ve savaş dönemlerinde bilgi kirliğinin
arttığı hepimizin malumudur.
Bizler iletişimciler olarak her zaman ve her hâlükârda doğrudan, haktan ve hakikatten
yana olmak zorundayız. Bizler sözün gücüne inanıyoruz.
Sempozyuma onur konuğu olarak katılan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof.
Dr. Fahrettin Altun ise yaptığı konuşmada önemli mesajlar verdi.
2000’li yıllardan itibaren küreselleşmenin küresel terörizmle, 2010’lardan itibaren
küresel finans krizleriyle ve 2020’den itibaren de küresel sağlık ve gıda kriziyle
anılmaya başlandığına dikkati çeken Altun, son 3 yıldır önce pandemiyle, ardından
Rusya-Ukrayna kriziyle, şimdi de İsrail’in Orta Doğu’nun kalbinde sergilediği
barbarlıkla insanlığın, İkinci Dünya Savaşı sonrasında daldığı “aydınlanma
rüyası”ndan uyandığını ve Batılı uluslararası ilişkiler düzeninin dayattığı çözüm
önerilerinin sadra şifa olmadığını gördüğünü söyledi.
“Türkiye, istikrarlaştırıcı güç olma çabası içindedir”
Altun, bugün bölge halklarının ve tüm insanlığın en önemli sorunu olan küresel
adaletsizliğin kaynağında Batılı sömürge düzeninin bulunduğunu ve bu düzeni ayakta
tutan temel dinamiğin ise “Batıcı bağımlılık sistemi” olduğunu dile getirdi.
“Türkiye’nin küresel alandaki mücadelesi, bu adaletsizliğe son verme mücadelesidir.
Belirsizliklerle, krizlerle kayıtlı bu zor zamanda Türkiye, bir istikrar adası olmanın
ötesinde istikrarlaştırıcı güç olma çabası içindedir.” diyen Altun, bu coğrafyanın
2010’lardan itibaren yeni kaosla karşı karşıya kaldığına, “Arap Baharı” olarak
adlandırılan dalgayla bölgenin istikrarsızlaştırıldığına, terörizmin, fanatizmin,

radikalizmin, bölünmüş toplumların, başarısız devletlerin, yeni darbe yöntemlerinin,
büyük göç hareketlerinin ve katliamların merkezi haline geldiğine dikkati çekti.
Türkiye’nin de bu süreçte çok ağır sınamalarla ve meydan okumalarla karşı karşıya
kaldığına işaret eden Altun, son 10 yılda karşı karşıya kalınan dış müdahalelerin,
temelde bölgesel güç haline gelmeyi başaran Türkiye’nin küresel aktör olmasını
engellemekle ilgili kötücül girişimler olduğunu söyledi.
Altun, “Sokak kalkışmaları, darbe görünümlü işgal girişimi, terör saldırıları ve benzeri
dış destekli müdahaleler, doğrudan Türkiye’nin küresel kriz çağında kapasite
geliştirmesinin ve iddia sahibi aktör olarak küresel alanda varlık göstermesinin önüne
geçmek maksadıyla hayata geçirildi. Ne var ki güçlü siyasal liderlik ve istikrar
sayesinde bu dış müdahaleler devre dışı bırakıldı, karşı karşıya kaldığımız sistematik
tehditler bertaraf edildi.” diye konuştu.
“Dezenformasyona en fazla maruz kalan ülkelerin başında Türkiye geliyor”
İletişimin, devletler arasında en önemli rekabet alanına dönüştüğüne işaret eden
Altun, bu bağlamda yatırım yapılan stratejik alanlardan biri olduğunu ve Türkiye’nin
bu rekabette öne çıkmak için alt ve üstyapı yatırımları gerçekleştirdiğini, kamu ve özel
sektörün ciddi kapasite geliştirdiğini dile getirdi.
Altun, bu yatırım ve geliştirmelerin, dış müdahalelere ve manipülasyonlara açık hale
gelmemesi için devletin söylem birliğinin tesisi, dünya kamuoyuna Türkiye’nin
tezlerinin en doğru ve hızlı şekilde anlatılması, devlet-millet iletişiminin karşılıklı ve
etkin şekilde gerçekleştirilebilmesi ile artan kara propaganda kampanyalarına karşı
etkin mücadele verilebilmesi, demokrasiyi, insan haklarını ve bireysel özgürlükleri
tehdit eder hale gelen dezenformasyon virüsüne karşı koyma ihtiyacından
kaynaklandığı bilgisini paylaştı.
Bütün insanlık için sorun olan dezenformasyona en fazla maruz kalan ülkelerin
başında Türkiye’nin geldiğine işaret eden Altun, “Bunun nedeni de elbette Türkiye’nin
güçlenmesidir, iddia sahibi olmasıdır ve Batılı sömürge düzenine meydan
okumasıdır.” dedi.
Altun, ciddiyetle mücadele edilmesi gereken küresel kriz seviyesine erişen
dezenformasyonun demokrasiyi yozlaştıran, toplumları belirsizlik sarmalı içinde
debelenmeye iten, bireysel hak ve özgürlükleri hedef alan zehirli ve yıkıcı etkilerine
karşı tek panzehrin hakikatin kendisi olduğunu dile getirdi.
“Gazze’de ölüm kusan katiller hesap verecekler”
Altun, “Asrın Felaketi” olarak nitelendirilen Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’taki
depremlerde de dezenformasyonun ne denli tehlikeli sorun olduğunu somut şekilde
gördüklerine, o dönem İletişim Başkanlığının yayımladığı bültenlerin kitap hacmine
eriştiğine dikkati çekti.
Muhteva olarak farklı ancak mahiyet itibarıyla benzer durumun Gazze’de yaşanan
insanlık dramında görüldüğüne işaret eden Altun, “İsrail, bütün dünyanın gözleri
önünde savaş suçu işliyor. İsrail, faşizmin ve ırkçı emperyalizmin en çirkin, en vahşi
örneklerini sergiliyor. Unutmayalım ki 20. yüzyılın ilk yarısında Avrupa’nın ortasında
milyonlarca insan, resmi devlet görevlileri tarafından toplama kamplarında, ölüm
odalarında katledildi. O caniler unutulmadı, o gün bugün kendilerine lanet ediliyor.
Bugünün canileri de unutulmayacaklar. Gazze’de ölüm kusan katiller hesap
verecekler. Nasıl ki maşeri vicdanda mahkum edildiler, aynı şekilde küresel adalet
nizamı tesis edildiği vakit gerçek mahkemeler tarafından da mahkum edilecekler.”
diye konuştu.
Altun, İsrail’in aleni savaş suçu işleyerek sürdürdüğü katliamlarla eş zamanlı şekilde
kirli dezenformasyon kampanyası da yürüttüğünü belirterek, şunları kaydetti:
“İsrail, sürdürdüğü zalim saldırılarla bir şehri, bir beldeyi enkaza çevirmek ve

yaşanmaz hale getirmek istediği gibi hakikat sahasında da bir enkazla, harabeyle bizi
baş başa bırakmaya çalışıyor. İsrail, Filistinli, Gazzeli çocuklara, kadınlara, erkeklere,
yaşlılara, gazetecilere, sağlık çalışanlarına, kısaca masumlara yönelik katliamlarını
sistematik dezenformasyon kampanyalarıyla adeta meşrulaştırmaya, görünmez
kılmaya çalışıyor. İstiyorlar ki insanlık, dünya kamuoyu, İsrail’e hak vermese dahi en
azından ses çıkarmadan bu zulmü sessizce izlesin. İstiyorlar ki herkes, yalanlarla ve
dezenformasyon içerikli haberlerin oluşturduğu gündemle meşgul olsun ve Gazze’de
yürek parçalayan feryatları duymasın.
Fakat bilsinler ki biz, gerek Gazze’de ve Filistin’de gerekse de yakın coğrafyamızda
hangi aktörlerin, hangi kirli planları uygulamaya çalıştıklarını çok iyi biliyoruz ve
bunlarla sonuna kadar mücadele etmekte kararlıyız. Gazze nezdinde hangi odakların
İslam dünyasını hedef aldığını, hangi odakların bu meseleyi iç ve dış politik
menfaatleri için kullanmaya çalıştıklarını çok açık şekilde görüyoruz. Türkiye
Cumhuriyeti, bu noktada hem insani anlamda hem de dış politika anlamında üzerine
düşen her şeyi yapıyor ve daha fazlasını da yapmak için yoğun gayret sarf
etmektedir. Bizim ülke olarak bölgemizde ve dünyada barış, istikrar ve adaletten yana
tutumumuz, Gazze konusunda da çok güçlü bir şekilde sürüyor ve sürmeye devam
edecek.”
“İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına dair 100’ün üzerinde kasıtlı yalan haberi ifşa
ettik”
Fahrettin Altun, küresel çapta etkili güç olan Türkiye’nin, krizlerin çözümü noktasında
bilhassa bölge için vazgeçilmez aktör olduğunun altını çizerek, Türkiye’nin gerek
bölgede gerekse küresel anlamda istikrarlaştırıcı aktör olarak tebarüz edişinin politik
bir söylem olmadığını, bu gerçeği batıdan doğuya birçok ülke ve uluslararası aktörün
artık kabullendiğini dile getirdi.
“Biz, bu rolün tamamlayıcı unsuru olarak gördüğümüz hakikat mücadelesini iletişim
alanında elimizden geldiğince, var gücümüzle vermeye çalışıyoruz.” diyen Altun,
Gazze’de yaşananların üzerinden bu hakikat mücadelesine dair şu örnekleri verdi:
“Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’mizin halen devam eden çalışmaları
neticesinde, 7 Ekim’den bu yana İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına dair 100’ün
üzerinde kasıtlı yalan haberi ifşa ettik ve doğrusunu ortaya koyduk. Bu süreçte 5
farklı ‘Filistin Özel Bülteni’ yayımladık. Bu kapsamda dikkat çekici bazı örneklerden
bahsedecek olursak örneğin, ABD Dışişleri Bakanlığı Orta Doğu İşleri Sözcüsü’nün
Gazze’ye insani yardımların gitmesine engel olmak için yaptığı yalan bilgiler içeren
açıklamalarını, BM kanıtları ile çürüttük ve bütün uluslararası medya bunu kabul
etmek durumunda kaldı. Yine eski bakan ve İsrail Parlamento üyesinin, bir video
görüntüsüne ilgisiz altyazılar ekleyerek servis ettiği yalanı tek tek tespit ve ifşa ettik.
Bir başka sefer, Netanyahu’nun sözcüsünün, yine tanınmış bir İsrailli gazetecinin ve
Amerikan medyasına konuşan İsrail ordusu sözcülerinin dezenformasyon içerikli
paylaşımlarını tespit ettik ve dünya kamuoyuna gerçeğin ne olduğunu hızlı şekilde
paylaştık zira dezenformasyonla mücadelede hız en önemli unsurlardan biridir. Eğer
geç kalırsanız dezenformasyon ne yazık ki gerçeğin yerine geçmekte ve yalan
hakikati boğmaktadır.”
Altun, Gazze’deki trajedi bağlamında dezenformasyonun, artık çok üst seviyedeki
devlet yetkilileri eliyle hatta devlet başkanları eliyle sorumsuzca üretilip yayıldığına
dikkati çekerek, “Dezenformasyon kampanyalarıyla Gazze’de oldubittiye getirilmek
istenen kırım ve katliamlar, gerek Orta Doğu gerekse Doğu Akdeniz’le ilgili karanlık
planlara sahip aktörlerin elinde dış politika kozuna dönüştürülmeye çalışılmak
istenmektedir. Zira biliyorlar ki dezenformasyon sorunu bugün toplumların, kurumların
ve bireylerin güvenilir bilgiye ulaşma ve doğru kararlar alma yeteneklerini ciddi

şekilde etkilemekte, umutsuzluğu, belirsizliği ve kaos duygusunu beraberinde
getirmektedir. Bu da eylemin, direnişin önünde engel olmaktadır.”
değerlendirmesinde bulundu.
Yakın tarihin, iletişim ve medya alanındaki çarpıtmalar sayesinde oluşan kamuoyu
algısının, bir devletin bir başka devleti işgal etmesi için dahi meşruiyet temin ettiğini
gösterdiğini belirten Altun, 2003’ün başlarında Irak’ın kimyasal silahlara sahip olduğu
yönündeki yanıltıcı bilgilerin, kamuoyunun ikna edilmesiyle Amerikan işgaline zemin
hazırladığını anımsattı.
Altun, şimdilerde ise İsrail tarafından Gazze ile ilgili olarak tıpkı buna benzer bir
sürecin yönetilmek istendiğine dikkati çekerek, şunları dile getirdi:
“‘Hamas tarafından 40 bebeğin kafası kesildi’ ya da ‘Filistinliler, bir kadının karnını
deşti’ gibi akıl almaz yalanlarla dolu dezenformasyon kampanyalarını hepimiz bu
süreçte gördük. Bu kampanyalar, işgali, sömürüyü, katliamı meşrulaştırmak için
yapılan girişimlerdi. Allah’a hamdolsun, arkadaşlarımızın gayretleriyle bu
dezenformasyonları da anında yalanladık ve uluslararası medyada ifşa edebildik.
Uluslararası medyada ifşa ettikten sonra nihayetinde bu, İsrail üzerinde baskı
oluşturdu fakat İsrail, bütün bunlara rağmen aymaz şekilde ve maalesef Batı’nın da
desteğiyle katliamlarına devam etmektedir. Bunların tümü, esas itibarıyla İsrail’in
okul, hastane, sivil yerleşim bölgeleri gibi alanlarda gerçekleştireceği saldırılar için
önceden planlanmış iletişim stratejisi dahilinde öne sürülmüş sahte içeriklerdir ki biz,
bunların sahte olduğunu, dezenformasyon olduğunu tüm dünya kamuoyunun
dikkatine sunmaya devam edeceğiz.”
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mücadelesi, insanlık adına zalimin üzerine yürüme
mücadelesidir”
Altun, dezenformasyonun, konvansiyonel medya düzeninin hakim olduğu
dönemlerden çok daha tahrip edici silaha dönüştüğünü, algı çalışmasının sadece TV
ve gazeteler aracılığıyla değil sosyal medya mecralarında ve diğer sanal ağlarda çok
daha sistematik şekilde gerçekleştirildiğine dikkati çekti.
“Algoritmalar ve yapay zeka teknolojileri ile kendi yankı odalarına hapsedilmiş,
rızaları dışında içerik moderasyonuna maruz kalan bireyler, bir yandan kendi
gerçekliğinden uzaklaştırılmakta, diğer yandan yanlış ve yanıltıcı bilgilerle karşı
karşıya kalabilmektedir.” diyen Altun, öte yandan gerçeği haykıranların bu
mecralardaki paylaşımlarının otomatik olarak silindiğine, hesaplarının askıya
alınabildiğine dikkati çekti.
Rollo May’in “Geleceği doğru yaşamak, bilinmeyene sıçramak demektir, bu da
halihazırda emsali olmayan ve pek az kişinin sahip olabileceği türden bir cesareti
gerektirir.” sözleriyle konuşmasını sonlandırmak istediğini dile getiren Altun, şunları
kaydetti:
“Cesaret, bizi özgürleştirecek, bizi küresel adaletsizliğin pençesinden kurtaracak
başlıca duygu olmalıdır. Peki cesaret nedir? Cesaret, umutsuzluğa rağmen
yürüyebilme, ilerleyebilme kabiliyeti, kapasitesidir. Türkiye’nin, Türkiye
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mücadelesi, cesaretle bütün dünyadaki
umutsuzluğa rağmen insanlık adına zalimin üzerine yürüme mücadelesidir. Ben,
hakkın-hakikatin, zulme-zalime galebe çalabilmesi temennisiyle sempozyumumuzun
bilim camiası ve ülkemiz için verimli geçmesini, hayırlara vesile olmasını diliyorum.”
Sakarya Valisi Yaşar Karadeniz, Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, Sakarya
Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi
Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık ile akademisyen ve öğrencilerin katıldığı
sempozyumda Rektör Prof. Dr. Hamza Al, Altun’a günün anısına tablo hediye etti. 3
gün sürecek sempozyumda çok sayıda akademisyen bilimsel çalışmalarıyla katkı

sunacak. Sempozyumda Dijital Yayıncı Adem Metan, AA Stratejik Analiz Merkezi
Müdürü Zeliha Eliaçık, Prof. Dr. Ali Atıf Bir, Gazeteci Mete Çubukçu gibi alanında
başarılı isimler de yer alacak.

Bu haber Haber Medyaexpres tarafından yayımlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

GÜNCEL Haberleri

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.